Yeni bir çalışmanın sonuçlarına göre, yapay zekânın geleceği enerji altyapısına bağlıyken, enerji sektörü de yapay zekâyı verimlilik ve sürdürülebilirliği tetikleyen önemli bir dönüşüm aracı olarak görüyor.
EY Europe Central Energy Center’ın araştırmalarına, EY’ın yapay zekâ alanındaki deneyimlerine ve enerji sektöründeki tecrübelerine dayanan rapor, bu ikili dönüşümle karşı karşıya kalan şirketler ve liderler için önemli “Yapay Zekâ ve Enerji: Karşılıklı Etkileşim” başlıklı rapor önemli içgörüler sunuyor. Rapor, şirketlerin yapay zekâ odaklı verimliliği nasıl artırabileceğini, dijital büyüme için enerjiyi nasıl güvence altına alabileceğini ve yapay zekâ ile enerjinin birbirinden ayrılamaz olduğu bir gelecek için nasıl dayanıklı stratejiler geliştirebileceği hakkında önemli ipuçları veriyor.
Rapora göre yapay zekâ; enerji üretimi ve dağıtımından şebeke yönetimine kadar birçok alanda operasyonel verimliliği artırırken, veri merkezlerinin hızla büyümesi elektrik talebini de oldukça yüksek seviyelere taşıyor. Yapay zekâ odaklı tipik bir veri merkezi, yaklaşık 100 bin hanenin tüketimi kadar elektrik kullanırken, hâlihazırda inşa edilmekte olan en büyük veri merkezlerinin bunun 20 katına kadar enerji tüketeceği öngörülüyor. Küresel elektrik tüketiminin yaklaşık %1,5’ini oluşturan veri merkezlerinin enerji ihtiyacı, yıllık yaklaşık %12 oranında artıyor.
Rapor, veri merkezi yatırımlarındaki artış ve yapay zekâ odaklı harcamaların, özellikle ABD’de iş yatırımlarının ve gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) büyümesinin itici güçlerinden biri haline geldiğini gösteriyor. Yapay zekâ, iş gücünün yetkinliklerini ölçeklendirerek yeni iş birliği ve karar alma biçimlerini destekliyor. Petrol, gaz ve elektrik hizmetleri sektörlerinde çalışanların günlük yapay zekâ kullanım düzeyi; teknoloji ve bankacılık sektörlerine kıyasla henüz daha düşük olsa da, bu sektörlerin de yapay zekâ uygulamalarının hayata geçirilmesi açısından geniş bir potansiyeli bulunuyor.
Yapay Zekâya Milyarlarca Dolarlık Yatırım
Büyük teknoloji şirketleri, yapay zekânın üretkenliği önemli ölçüde artıracağı ve insanların çalışma ile değer yaratma biçimlerini yeniden şekillendireceği beklentisiyle bu alana yüz milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. 2020-2025 yılları arasında beş büyük teknoloji şirketinin toplam sermaye harcamalarının %280’den fazla arttığı tahmin ediliyor. Bu yatırımların giderek daha büyük bir bölümü yeni veri merkezlerine yönlendiriliyor. Küresel veri merkezi yatırımlarının 2025-2030 döneminde 7 trilyon dolara ulaşabileceği ve dünya genelinde 2.000’den fazla yeni veri merkezinin devreye alınabileceği öngörülüyor. 2025 yılı sonu itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 12 bin veri merkezi bulunurken, bunların yaklaşık %45’i ABD’de, %27’si ise Avrupa’da yer alıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, küresel kurulu veri merkezi kapasitesinin 2020-2025 döneminde yıllık ortalama %13 büyüyerek 60 GW’tan 114 GW’a yükseldiği görülüyor. IEA’nın temel senaryosuna göre, bu büyümenin on yılın sonuna doğru daha da hızlanması ve yıllık ortalama %15 seviyesine ulaşması bekleniyor. Bu doğrultuda, toplam kurulu veri merkezi kapasitesinin 2030 yılına kadar 226 GW’a çıkabileceği öngörülüyor. Günümüzde veri merkezleri, küresel elektrik tüketiminin yaklaşık %1,5’ini oluşturuyor. En yüksek oran ABD’de görülüyor; burada veri merkezleri toplam elektrik talebinin yaklaşık %4,5’ini oluşturuyor. Veri merkezlerinin, 2025-2030 döneminde küresel elektrik talebindeki artışın yaklaşık %7’sini, daha geniş bir perspektifte değerlendirildiğinde ise 2025-2035 dönemindeki artışın yaklaşık %9’unu oluşturabileceği öngörülüyor.
Jeopolitik Gerilimler Belirsizlik Oluşturuyor
Veri merkezlerinin gelecekteki elektrik talebine ilişkin projeksiyonları önemli ölçüde belirsizlik içeriyor. Düşük karbonlu ve maliyeti öngörülebilir enerji kapasitesine ve şebeke altyapısına erişim, yapay zekâ çiplerinin bulunabilirliği, donanım ve modellerde sağlanacak verimlilik artışları, spekülatif proje duyuruları ve yapay zekâ pazarındaki değişimler gibi birbiriyle bağlantılı birçok faktöre bağlı olabilir. Ayrıca, jeopolitik gerilimler de ek bir belirsizlik katmanı oluşturuyor. Bu gerilimler, kritik bileşenlere yönelik tedarik zincirlerini aksatma ve piyasa dinamiklerini yeniden şekillendirme riski taşıyor. Orta Doğu’da son dönemde yaşanan gerilimlerin tırmanması, uzun süreli belirsizliklerin hâlihazırda kısıtlı olan bellek çipleri ve veri depolama cihazları arzını daha da sıkılaştırabileceğine yönelik yatırımcı endişelerini artırdığı görülüyor.


