Yapay zekânın iklim sorununu çözmeye yardımcı olabileceği yönündeki iddialar “yeşil aklama” olarak reddedildi. Yeni bir rapora göre, video üretimi ve derin araştırma gibi yüksek enerji tüketen karmaşık işlevler giderek yaygınlaşırken, sektör bir yandan kendisini iklim faydalı gösteren dikkat saptırıcı taktikler kullanıyor.
Yeni bir rapora göre, büyük teknoloji endüstrisinin yapay zekanın iklim üzerindeki faydalarına ilişkin iddiaları asılsız. Yapay zekanın iklim üzerindeki faydalarına ilişkin iddiaların % 74’ü kanıtlanmadı ve bu durum teknoloji ve fosil yakıt endüstrilerinin kârlarına hizmet ederken, üretken yapay zekanın iklim üzerindeki büyük zararlarını önemsizleştiriyor.
Teknoloji şirketleri yapay zeka teknolojisinin iklim krizini önlemeye yardımcı olabileceğini iddia ederken, sektör geleneksel yapay zeka ile video üretimi ve derin araştırma gibi yüksek enerji kullanan üretken yapay zekayı birbirine karıştırıyor.
Rapor, Google ve Microsoft gibi şirketler ve Uluslararası Enerji Ajansı gibi kurumlar da dahil olmak üzere, yapay zekanın iklim için net bir fayda sağlayacağını iddia eden 154 açıklamayı inceliyor ve ilk kez, yapay zekanın iklim eylemine net bir fayda sağlayacağı ve yapay zekanın gerektirdiği veri merkezlerinin artan fosil yakıt talebini telafi edeceği iddiasını eleştirel bir şekilde analiz ediyor.
Bulgulara göre, iddiaların yalnızca %26’sı yayınlanmış akademik makalelere atıfta bulunurken, %36’sı hiçbir kanıt sunmadı. Genel olarak, bu iddialar sağlam, hakemli akademik makalelerden ziyade zayıf kanıtlara dayanma eğiliminde.
Beyond Fossil Fuels ve Climate Action Against Disinformation dâhil olmak üzere kâr amacı gütmeyen kuruluşlar tarafından hazırlatılan araştırma, Google’ın Gemini’si veya Microsoft’un Copilot’u gibi popüler araçların, gezegeni ısıtan emisyonlarda “maddi, doğrulanabilir ve kayda değer” bir azalma sağladığına dair tek bir örnek bile bulamadı.
Yeni Yeşil Aklama Biçimleri!
Enerji analisti ve raporun yazarı Ketan Joshi, sektörün taktiklerinin “dikkat saptırıcı” olduğunu ve “yeşil aklama” olarak nitelendirilebilecek, denenmiş ve test edilmiş yöntemlere dayandığını söyledi. Joshi, bunu fosil yakıt şirketlerinin güneş panellerine yaptıkları sınırlı yatırımları öne çıkarmasına ve karbon yakalamanın potansiyelini abartmasına benzeterek şunları söyledi:
“Bu teknolojiler, ana faaliyetlerinin yol açtığı devasa emisyonlara kıyasla emisyonların yalnızca çok küçük bir bölümünü önleyebiliyor. Büyük teknoloji şirketleri bu yaklaşımı alıp geliştirerek genişletti.”
Rapor, bu iddiaların temelini oluşturan yapay zeka türlerini ve bunlarla birlikte sunulan kanıtların gücünü inceledi. Analiz, ChatGPT, Gemini veya Copilot gibi tüketiciye yönelik üretken sistemlerin önemli, doğrulanabilir ve önemli düzeyde emisyon azaltımına yol açtığı tek bir örnek bile ortaya çıkarmadı. Rapor, “yapay zeka sürdürülebilirliği” ile ilgili iddiaların, büyük çevresel maliyetler taşıyan üretken yapay zeka ile, örneğin rüzgar modellerini tahmin etmek için makine öğreniminde kullanılan ve çok daha düşük enerji ve çevresel ayak izi olan “geleneksel” yapay zeka arasındaki farkı bulanıklaştırdığını ortaya koydu. Bu aldatıcı taktik, teknoloji endüstrisi tarafından kullanılan yeni bir yeşil aklama biçimi.
Çalışmaya göre, yapay zekanın hızla büyümesi iklim üzerindeki baskıyı artırıyor ve büyük teknoloji şirketleri çevresel etkilerini azaltma sorumluluğunu üstlenmeli. Şirketler enerji tüketimlerini ve emisyonlarını açıklamalı, teknolojilerinin çevresel ve sosyal adalet üzerindeki etkilerini ve veri merkezlerinin toplumun kritik ihtiyaçlarını gerçekten karşılayıp karşılamadığını şeffaf bir şekilde ortaya koymalı.


