İPM’nin “COP31 Diyalogları” toplantı serisinin sonuncusunda, Türkiye’nin COP31 Başkanı olarak önceliklendirdiği iklim eylemlerinin yanı sıra ,kömürden çıkış, elektrifikasyon, karbon fiyatlaması, gıda, sağlık, finansman ve adil geçiş konuları ele alındı. Toplantıya katılan uzmanlar, Başkanlığın COP31’in “uygulama COP’u” olduğuna yönelik yaptığı vurguyu hatırlatarak, bu yaklaşımın Türkiye için de ölçülebilir hedeflerle izlenebilir sonuçlara dönüşmesi gerektiğini belirtti.
İstanbul Politikalar Merkezi’nin (IPM) düzenlediği COP31 Diyalogları serisi, Türkiye’nin Başkanlığı üstlenmesinden bu yana, küresel ve ulusal iklim diplomasisi ile iklim politikaları alanında uzman ulusal ve uluslararası isimlerle COP31’e doğru sürecin nabzını tutmaya devam ediyor. Bu kapsamda COP31 Diyalogları’nın üçüncüsü Türkiye’den uzmanları ve sivil toplumu İstanbul’da bir araya getirdi. 9-20 Kasım 2026’da Antalya’da yapılacak zirve öncesinde, Türkiye’nin ev sahipliği ve Avustralya’nın müzakere başkanlığı altında güncel durumun değerlendirildiği toplantıda uzmanlar, fosil yakıtların gündemde tutulmasının önemine işaret etti. Toplantıda, COP31’in başarısının kömürün de dahil olduğu fosil yakıtlardan uzaklaşma kararının canlı tutulmasından ve adil geçiş, finansman ve bilimin yol göstericiliğini de içerek şekilde ilerletilmesinden geçtiği belirtildi.
Şahin: “COP31 Son Yılların en Önemli COP’larından Biri Olabilir”
İPM İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin, başlangıçta teknik bir “ara COP” olarak görülen COP31’in jeopolitik çalkantılar ve enerji krizleri nedeniyle son yılların en önemli zirvelerinden birine dönüşebileceğini söyledi. Çok taraflılığın baskı altında olduğu bir dönemde Türkiye’nin başkanlığı üstlenmesinin ve ev sahipliği yapmasının iklim liderliği sorumluluğunu üzerine almak anlamına geldiğini söyleyen Şahin, bunun Türkiye’nin ulusal iklim politikalarını geliştirmesini de zorunlu hale getirdiğini vurguladı. COP’ların başarılı olmasının önceki zirvelerde alınan kararları ileriye götürmekle ölçüldüğünü belirten Şahin, elektrifikasyon hedefinin de ancak yenilenebilir enerji ve fosil yakıtlardan uzaklaşma gündemiyle birlikte ele alınması ve Türkiye’nin kömürden kademeli çıkış için somut bir hedef ve takvim geliştirmesi halinde başarılı ve inandırıcı olacağını söyledi.
İPM Araştırmacısı Onur Akgül ise 2035’e kadar küresel ölçekte %35 elektrifikasyon hedefinin fosil yakıtlardan çıkış ve yenilenebilir enerji vurgusuyla birlikte ele alınması gerektiğini aktardı. Aksi halde hedefin fosil yakıt endüstrisi için avantaja dönüşebileceğini belirten Akgül, Türkiye’nin yenilenebilir enerji hedefleri ile 2038’e kadar emisyon artışı öngören NDC’si (Ulusal Katkı Beyanı) arasındaki çelişkiye dikkat çekti. Akgül ayrıca, kömürden çıkışın çalışanları ve kömür bölgelerini geride bırakmayacak adil geçiş yaklaşımıyla yürütülmesi; yeni kömür yatırımlarının yapılmayacağı yönünde resmi açıklama yapılması ve kömürden çıkış için takvimli bir yol haritası hazırlanması gerektiğini vurguladı.
Karbon Fiyatlaması Yatırım Kararı Olarak Düşünülmeli
ODTÜ Öğretim Üyesi Ebru Voyvoda da Türkiye’nin iklim mevzuatını ve Ağustos 2026’da yürürlüğe giren Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği’ni AB’nin yeşil dönüşümü çerçevesinde değerlendirdi. Türkiye’nin deneyiminin karbon fiyatlaması ile ticaretin birlikte ele alınması gerektiğini gösterdiğini belirten Voyvoda, ortak kuralların tek taraflı önlemlere alternatif olabileceğini söyledi. 13 Kasım’daki “Finans ve Ticaret” gününde Türkiye’nin izleme, raporlama ve doğrulama altyapısı ile ETS sayesinde etkin rol oynayabileceğini ifade eden Voyvoda, karbon fiyatlamasının düşük karbonlu yatırımları yönlendirebileceğini; dönüşümün sosyal etkilerinin ETS gelirlerinin hedefli biçimde topluma geri döndürülmesiyle yönetilebileceğini vurguladı.
Gıda krizinin yalnızca üretim miktarıyla değil, adalet ve iklim kriziyle birlikte ele alınması gerektiğini belirten Greenpeace Türkiye Direktörü Berkan Özyer, iklim finansmanının doğrudan üreticilere ulaşan hibelere ayrılması ve gıda-su-iklim politikalarının agroekolojik dönüşüm ekseninde yürütülmesi gerektiğini söyledi.
İklim krizinin sağlık yükünün aşırı sıcaklık ve afet yaralanmalarının ötesine geçtiğini vurgulayan Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Melike Yavuz, gelir kaybı, sağlıklı gıdaya ve suya erişimin zorlaşmasının da bu yükün parçası olduğunu ifade etti. Sağlığın kömürden çıkış, tarım ve kentleşme kararlarının gündelik yaşamdaki etkisini ölçen ortak bir kriter olması gerektiğini söyledi. COP31’de enerji, gıda ve kentleşme kararlarının sağlık kazanımlarıyla değerlendirilmesi çağrısı yaptı.
Sivil Toplum Somut ve Takip Edilebilir Sonuçlar Bekliyor
Diyalogların öğleden sonraki forumlarında kömürden çıkış ve COP31 müzakerelerinde sivil toplumun öncelikleri ele alındı. Katılımcılar, gerçekçi bir kömürden çıkış stratejisi ve “Yeni Kömür Yok” hedefi açıklanmasını; yeni kömür yatırımlarına karşı siyasi sinyal verilmesini ve dönüşümün işçiler ile bölgeleri geride bırakmadan yürütülmesini tartıştı. Diğer forumda sivil toplum kuruluşlarının COP31 için ortak talep ve beklentileri konuşuldu. Katılımcılıktan, COP31 sonrasında alınan kararların takibine kadar geniş bir çerçevede resmi kurumlar ile iklim yönetişimi ve topluluklar arası diyalogun devamlılığı üzerine ihtiyaçlar üzerine düşünceler paylaşıldı.


