Yeni bir araştırma, iklim krizine çözüm konusunda teknolojiye güvenen bilim insanlarının iklim eylemine katılma olasılığı daha düşük olduğunu ortaya koydu. Araştırma bu türden bir “teknoloji iyimserliğinin”, toplumsal değişimlerin önüne geçerek kanıtlanmamış çözümlere bel bağlanmasına yol açabileceği uyarısında da bulunuyor…
İklim krizinin yol açtığı sorunların büyük ölçüde teknoloji sayesinde çözüleceğine inanan bilim insanlarının, bu konuda yurttaşlık eylemlerine katılma olasılığının daha düşük olduğu ortaya çıktı. Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’nun (LSE) gerçekleştirdiği bir araştırmaya göre, teknolojinin çözüm olduğundan kuşku duyan akranlarıyla karşılaştırıldığında, teknolojiye daha fazla güvenen bilim insanlarının dilekçe imzalama veya protestolara katılma olasılığı %23 daha düşük. Bu kişiler ayrıca uçakla seyahat etmeyi azaltmak veya vegan ya da vejetaryen beslenmeye geçmek gibi yüksek etkili yaşam tarzı değişikliklerini yapmaya %18 daha az yatkın.
Araştırmanın başyazarı Fabian Dablander, iklim değişikliğinin ve sonuçlarının büyük ölçüde teknoloji tarafından çözülebileceğine ilişkin inancın, “teknoloji iyimserliği” olarak adlandırıldığını belirtti. Dablander’a göre bu yaklaşım, iklim ve doğa krizleriyle mücadele için gerekli olan kapsamlı sosyoekonomik dönüşümlerin yerine, henüz kanıtlanmamış çözümlere aşırı güvenilmesine yol açabilme gibi bir riski de beraberinde getiriyor.
Teknolojik çözümlerin siyasi açıdan çoğu zaman cazip geldiğini vurgulayan Deblander şunları söyledi:
“Teknolojik çözümler insanların yaşam ve tüketim biçimlerinde değişiklik yapmasını gerektirmeden iklim değişikliğini ele alma vaadinde bulunuyorlar. Dikkat çekici biçimde, aynı eğilimi bireysel düzeyde de görüyoruz. Teknolojik çözümlere duyulan güvenin artması, iklim eylemine daha az katılımla birlikte ortaya çıkıyor. Oysa teknoloji, ihtiyaç duyulan daha kapsamlı toplumsal değişimlerin ve tüketimdeki büyük ölçekli dönüşümlerin yerini tutamaz.”
Teknoloji İyimserleri İş Uygulamaya Gelince Kaçınıyorlar
Araştırma kapsamında 115 ülkeden 9 binden fazla bilim insanıyla anket yapıldı. Katılımcıların %27’si “Teknoloji, iklim değişikliğinin yol açtığı sorunları büyük ölçüde çözecek” ifadesine katıldığını belirtirken, %44’ü bu görüşe katılmadı ve %29’u ise ne katıldığını ne de katılmadığını ifade etti.
“Teknoloji iyimserleri” olarak tanımlanan bilim insanlarının yurttaşlık eylemlerine ve protestolara daha az katıldığı, daha az dilekçe imzaladığı ve çevreyle ilgili savunuculuk faaliyetlerinde daha az yer aldığı görüldü. Bu bilim insanlarının ayrıca uçuş sayılarını azaltma, otomobil kullanımını düşürme veya ağırlıklı olarak vegan ya da vejetaryen beslenme olasılıklarının da daha düşük olduğu belirlendi.
Çevre ve iklim alanında saygın, hakemli ve uluslararası düzeyde bir akademik dergi olan Environmental Research Letters’da yayımlanan araştırmada, teknoloji iyimserliğinin, siyasi görüşleri sağa eğilimli olan bilim insanları ile uygulamalı bilimler ve doğa bilimleri alanlarında çalışanlar arasında daha yaygın olduğu da ortaya kondu.
Rahatlatıcı Bir Yanılsama İçindeler
Araştırmaya dahil olmayan, dünyanın önde gelen iklim bilimcilerinden ve Manchester Üniversitesi’ndeki Tyndall İklim Değişikliği Araştırma Merkezi’nden Prof. Kevin Anderson, kendi deneyimine dayanarak, özellikle yüksek gelirlerine prestij, statü ve göz kamaştırıcı unvanların eşlik ettiği durumlarda, iklim alanındaki akademisyenlerin önemli bir bölümünün “mavi hapı” büyük bir hevesle yuttuğunu ifade etti. Anderson sözlerine şöyle devam etti:
“Bu türden bir yaklaşım, kişisel sorumluluk duygusunun yarattığı rahatsızlıktan kaçmak için uygun bir çıkış yolu sunuyor. Böylece, çocuklarının miras alacağı dünya konusunda derin kaygı duydukları yönündeki rahatlatıcı yanılsamayı sürdürürken, soruna orantısız ölçüde katkıda bulunan bir yaşam biçimini devam ettirebiliyorlar.”
Anderson ayrıca, “gelecekte teknolojinin kurtarıcı olacağına yönelik bu inancın da başka bir dayanak noktası sunduğunu” belirterek, bu tavrı bugün verilmesi gereken zor kararları, yarın ortaya çıkabilecek çözümlere umut bağlayarak ertelemenin bir yolu olarak niteleyerek şunları söyledi:
“Ancak dikkat çekici olan şu ki, bu vaatlerin dayandığı kanıtlar, başkalarının yürüttüğü araştırmalardan talep edecekleri titiz inceleme standartlarının çoğu zaman oldukça gerisinde kalıyor. Bunun sonucunda bilimsel uygulamada dikkat çekici bir tersine dönüş ortaya çıkıyor: Kanıtların ortaya koyduğu sonuçlar ne kadar rahatsız ediciyse, kanıtların desteklemediği bir geleceğe inanma hevesi de o kadar artıyor.”


