İklim inkârcılığı sözlüğünün ikinci bölümünde iklimin değiştiği ancak insanlarla ilgisinin olmadığı iddiasını ele alıyoruz. Bilimsel veriler ise bu iddiayı açıkça çürütüyor…
İklim değişikliği, hava koşullarında ve mevsimlerde görülen uzun vadeli ve sistemik değişimleri ifade ediyor. İklim değişikliğinin nedenleri arasında, volkanik patlamalar ve güneş aktiviteleri gibi doğal sebepler de bulunuyor.
Ancak Sanayi Devrimi’nden, yani 1800’lü yıllardan bu yana iklim değişikliğinin ana itici gücü insan faaliyetleridir. Bilim insanlarının hemfikir olduğu ve sayısız bilimsel veriyle destekledikleri bu gerçeğin başlıca arkasında, kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtlar yatıyor.
Fosil yakıtların yakılması sonucu sera gazları atmosfere salınıyor ve bu gazlar dünyanın çevresini bir battaniye gibi sarıyor. Bunun sonucunda daha fazla güneş ısısı dünyaya hapsoluyor ve sıcaklıklar artıyor… Küresel ısınmaya neden olan başlıca sera gazları ise karbondioksit ve metandır.
Elektrik üretmek için kömürlü termik santral, binaları ısıtmak için gaz ve araçlar için benzin tercihi gezegenin dengesini hızla bozdu, bozmaya da devam ediyor…
Bugün dünya yüzeyinin ortalama sıcaklığı Sanayi Devrimi öncesine göre, ortalama 1.4 derece daha yüksek. 2024 yılı ise, ülkelerin Paris Anlaşması’nda kabul ettiği kritik eşik olan 1.5 derece eşiğinin aşıldığı ilk yıl oldu. Son 11 yılda tarihin en sıcak yıllarını yaşadık.
Bilimsel veriler, istikrarlı bir iklime sahip olmak için atmosferdeki karbondioksit miktarının milyonda 350 parçacığı (ppm) geçmemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Bilim aynı zamanda bizlere, 800.000 yıl boyunca bahsi geçen seviyenin 300 ppm’e hiç ulaşmadığını da gösteriyor. Ancak şu anda tam 430 ppm seviyesindeyiz! İnsanlar iklim krizini gerçekten daha ne kadar reddedebilir?


