Analiz

Türkiye Sera Gazı Emisyon İstatistiklerine Yakın Bakış

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 13 Nisan 2018’de paylaşılan son verilere göre Türkiye’nin 2016 yılı toplam sera gazı emisyon miktarının 1990 yılına göre %135,4’lük bir artış göstererek toplam 496,1 Mt CO2 eşdeğeri olduğunu sizlerle paylaşmıştık. Peki bu artışın kaynağında neler var? Yenilenen veri seti ve grafikler ışığında Türkiye Sera Gazı Emisyon İstatistiklerine göz atıyoruz. Türkiye’de emisyonlara büyük oranda çevrim ve enerji sektörü, ulaştırma sektörü ve imalat sanayi & inşaat sektörü sebep oluyor; ufukta mutlak azaltım gözükmüyor. 

TÜİK tarafından 13 Nisan 2018’de paylaşılan verilere göre Türkiye’nin 2016 yılı toplam sera gazı emisyon miktarı 1990 yılına göre %135,4’lük bir artış göstererek 496,1 Mt CO2 eşdeğeri oldu*. Türkiye’de kişi başına düşen sera gazı emisyon miktarı da artış kaydetti. 2015 yılında 6.04 ton CO2e olan değer 2016 yılında 6.3 ton’a yükseldi. Kişi başına düşen emisyonlar 1990 yılında 3,8 ton/kişi olarak hesaplanmıştı. TÜİK verilerilerinin 1990-2015 aralığı için revize edildiğini belirtmiştim. Bu revizyonun ardından Türkiye 1990-2015 aralığındaki sera gazı emisyonunun önceki rakamlara göre bir miktar daha düşük olduğunu görüyoruz. Bu güncellemelere hazırladığım detaylı grafikler eşliğinde bakalım.

Malum, Türkiye’de sera gazı emisyonları artışa devam ediyor. Bu trend 2016 yılında da bozulmadı ve bir önceki yıla nazaran %5,6’lık bir artışla toplam emisyon miktarı 496,1 Mt CO2 eşdeğeri oldu. 1990 yılına kıyasla %135,4’lük bir artış demek bu ve Türkiye’ye bu bağlamda bir hız rekoru getiriyor. Sera gazı emisyonlarındaki artışın uluslararası ve ulusal ekonomik krizlere paralel olarak yavaşladığını, özellikle 2001 – 2008 krizleri arasındaki dönemdeki ekonomik büyümeye paralel hızlandığını görmek mümkün (Şekil 1).


Şekil 1. Türkiye’de Kümülatif Sera Gazı Emisyonları (milyon ton) ve Değişimi (%) 1990-2016 (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)

Kümülatif emisyonlar nüfus artışına oranla daha hızlı artarken kişi başına düşen emisyon miktarının da artış kaydediyor olması şaşırtıcı değil tabi ki (Şekil 2). Türkiye’de kişi başına düşen sera gazı emisyonlarının 1990’a oranla %66,6 arttığını görebiliyoruz. Burada kafa kurcalayan nokta TÜİK tarafından 2016 yılı için  belirtilen rakamın 6,3 ton olması. TÜİK adrese dayalı nüfus kayıt sistemi verileri ve yine TÜİK 2016 sera gazı emisyon istatistikleri dikkate alınınca Türkiye’de kişi başına düşen salım miktarının 6,3 değil 6,22 ton olduğunu hesaplıyorum. Bu farklılığın ardında kuvvetle muhtemel referans alınan nüfus verisi farklı olsa da ben daha görece muhafazakar rakam olan 6,22 ton/kişi’yi kullanmayı öneriyorum.


Şekil 2. Türkiye’de Kişi Başına Düşen Sera Gazı Emisyonları (ton CO2e) ve Değişimi (%) 2007-2016 (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)

Revizyon söz konusu olduğu için 1990-2015 aralığı için kişi başı emisyon rakamları da (aşağı yönlü) güncellenmiş durumda. Bir önemli noktayı belirtmek gerekiyor. Türkiye’nin bugün bu açıdan pek çok gelişmiş ülkeden daha az kişi başı emisyona neden olduğunu biliyoruz. Ancak tahminlere ve hedeflere bakıldığında Türkiye’nin 2030 yılında devleri geride bırakma ihtimali az değil (Şekil 3).


Şekil 3. Türkiye ve seçilmiş ülkelerde kişi başına düşen sera gazı emisyon miktarının ulusal katkı hedefleri doğrultusundaki tedbirlerin alındığı durumda 2030’daki durumuna dair tahminler (Veri: UNFCCC & PBL; Grafik: Arif Cem Gündoğan)

Peki sektörel açıdan bakılınca Türkiye’nin emisyon profili nasıl? 2016 yılı sera gazı emisyon istatistiklerine göre kümülatif (yani toplam) emisyonlarda en büyük pay %72,8 ile enerji kaynaklı emisyonların olurken, bunu %12,6 ile endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı, %11,4 ile tarımsal faaliyetler ve %3,3 ile atık takip etti (Şekil 4). Şekil 5‘te ise 1990 yılındaki kompozisyonu görebiliyoruz. Bu da bize şunu söylüyor: Enerji sektörü toplamdaki payını dramatik ölçüde arttırmış (%64 –> %73); tarımsal faaliyetlerin ise payı önemli ölçüde azalmış (%20 –> %11).


Şekil 4. Türkiye’de Sektörlere Göre 2016 Yılı Sera Gazı Emisyonları (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)


Şekil 5. Türkiye’de Sektörlere Göre 1990 Yılı Sera Gazı Emisyonları (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)

Türkiye’de sektörel olarak emisyonların nasıl artış kaydettiğini ise Şekil 6 ve Şekil 7‘de görmek mümkün. Enerji sektörünün diğerlerine nazaran artışta ne denli belirgin bir payı olduğu açıkça görülebilir. Enerji sektörünü aradan çıkarıp diğer sektörlere bakıldığında Endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı sektörü emisyonlarının 2000’li yılların ortasında Tarımsal faaliyetler kaynaklı emisyonları geçtiği görülüyor. Her iki sektörün 2001 krizinden sonra dramatik ölçüde artış yaşadığı görülmekte. Atık sektörü kaynaklı emisyonlar ise belirgin şekilde bir platoya ulaşıp azalış trendine girmiş.


Şekil 6. Türkiye’de Sektörlere Göre Sera Gazı Emisyonlarının Gelişimi 1990-2016 (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)


Şekil 7. Türkiye’de Enerji Hariç Sektörlere Göre Sera Gazı Emisyonlarının Gelişimi 1990-2016 (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)

Sera gazları bazında emisyonların gelişimine bakıldığında Türkiye’nin emisyon profilinde CO2’nin baskınlığı görülmekte (Şekil 8). Durum, baskın ekonomik sistemin ve üretim/tüketim biçimlerinin benzer olması nedeniyle neredeyse tüm dünyada aynı. Fosil yakıtların kullanımı CO2’yi mücadele edilmesi gereken bir numaralı sera gazı haline getiriyor. “Mücadele moleküllere karşı değil” elbette, ama bu başka bir yazının konusu.


Şekil 8. Türkiye’de Sera Gazlarına Göre Emisyonlarının Gelişimi 1990-2016 (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)

2016 yılında tüm sera gazları arasında CO2’nin aslan payını (%81) aldığı görülüyor (Şekil 9). Ardından CH4 (%11) ve N2O (%7) gelmekte (Şekil 9). 1990’la kıyaslandığında bu profilde CO2’nin payının önemli ölçüde arttığı (%70 –> %81), CH4’ün ise azaldığı görülüyor (%20 –> %11).


Şekil 9. Türkiye’de Sera Gazlarına Göre Emisyonlar, 2016 Yılı (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)

Sera gazları bazında emisyon miktarının 1990’a göre değişimine dair en yüksek artış oranına F gazlarının sahip olduğunu görüyoruz (%950,4) ancak miktar olarak diğerlerine nazaran etkisi daha az. Örneğin CO2 emisyonlarındaki 1990 yılına göre %174,5’lik artış toplam emisyon miktarındaki asıl itici faktörlerden (Şekil 10).


Şekil 10. Türkiye’de Sera Gazlarına Göre Emisyonların Gelişimi (milyon ton) ve Değişimi (%) 1990-2016 (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)

“Emisyon profilinde aslan payının sahibi olan Karbondioksit (CO2) emisyonlarının en büyük nedeni enerji kaynaklı CO2 emisyonları.”

Emisyon profilinde aslan payının sahibi olan Karbondioksit (CO2) emisyonlarının en büyük nedeni enerji kaynaklı CO2 emisyonları. TÜİK verilerine göre 2016 yılında toplam CO2 emisyonlarının %86,1’i enerjiden, %13,6’sı endüstriyel işlemler ve ürün kullanımından, %0,3’ü ise tarımsal faaliyetler ve atıktan kaynaklandı. Enerji kaynaklı CO2 emisyonlarının 1990’a kıyasla %177,9 oranında artmış olması ve endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı kaynaklı CO2 emisyonlarının %157,7 artış kaydetmesi CO2 emisyonlarındaki değişimin ana faktörleri (Şekil 11). Enerji sektörünün bir alt sektörü olan “yakıt yanması” diğer tüm alt sektörlere kıyasla en baskın CO2 emisyon kaynağı. Miktarı da 1990’a kıyasla artışı da çok baskın (Şekil 12).


Şekil 11. Türkiye’de Sektörel CO2 Emisyonları, 1990 ve 2016 Yılları Kıyaslaması (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)


Şekil 12. Türkiye’de Alt Sektörlerin CO2 Emisyonları, 1990 ve 2016 Yılları Kıyaslaması (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)

“Yakıt yanması” alt sektörünü oluşturan daha alt sektörler de mevcut. “Çevrim ve enerji” sektörü, 2016 yılında yakıt yanması alt sektörünün sebep olduğu CO2 emisyonlarının %41’inin kaynağını oluşturmakta. Bunu ulaştırma (%23), diğer sektörler (%19), imalat sanayi ve inşaat (%17) takip ediyor (Şekil 13). Çevrim ve enerji sektörünün payı 1990’dan bu yana en çok artış kaydeden alt sektör (%30 –> %41). Çevrim ve enerji, artış oranı açısından da (%288,6) ulaştırma alt sektörü ile beraber (%205,5) CO2 emisyonlarını en hızlı artıranlar arasında (Şekil 14).


Şekil 13. Türkiye Yakıt Yanması Sektörünün Alt Sektörleri Bazında CO2 Emisyonları, 2016 yılı (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)


Şekil 14. Türkiye Yakıt Yanması Sektörünün Alt Sektörleri Bazında CO2 Emisyonları, 1990 ve 2016 yılları (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)

“Metan (CH4) emisyonlarının ana iticisi tarım sektörü.”

Emisyon profilinde en büyük ikinci payın sahibi CH4 emisyonlarının ise 2016 yılında %55,5’i tarımsal faaliyetlerden, %25,8’i atıktan, %18,6’sı enerjiden, %0,03’ü ise endüstriyel işlemler ve ürün kullanımından kaynaklandı (Şekil 15).


Şekil 15. Türkiye 2016 Yılı Sektörel CH4 Emisyonları (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)

Alt sektörlere göre bakıldığında en büyük CH4 emisyon kaynağının enterik fermentasyon olduğu görülüyor. Atık depolama sahalarının ve kaçak emisyonların CH4 emisyonlarını sürükleyen alt sektörler olduğunu görüyoruz (Şekil 16).


Şekil 16. Türkiye 2016 Yılı Alt Sektörlere Göre CH4 Emisyonları (bin ton) ve Değişimleri (%) (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)

“N2O emisyonları büyük oranda tarımsal topraklar kaynaklı. Bunun yanı sıra, çevrim ve enerji sektörü kaynaklı N2O emisyonlarının %1015 artış kaydetmesi dikkat çekici.”

Emisyon profillerinde en fazla payı alan 3. sera gazı olan N2O emisyonlarında en büyük payı tarımsal faaliyetler oluşturdu (Şekil 17). N2O emisyonları büyük oranda tarımsal topraklar kaynaklı (Şekil 18). Bunun yanı sıra, çevrim ve enerji sektörü kaynaklı N2O emisyonlarının %1015 artış kaydetmesi dikkat çekici (Şekil 19).


Şekil 17. Türkiye 2016 Yılı Sektörlere Göre N2O Emisyonları (bin ton) ve Değişimleri (%) (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)


Şekil 18. Türkiye 2016 Yılı Alt Sektörlere Göre N2O Emisyonları (bin ton) ve Değişimleri (%) (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)


Şekil 19. Türkiye 2016 Yılı Yakıt Yanması Alt Sektörlerine Göre N2O Emisyonları (bin ton) ve Değişimleri (%) (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)

“Revize edilen yeni veri setine göre Türkiye’nin sera gazı emisyonları öncekine nazaran biraz daha düşük.”

Bilindiği üzere sera gazı emisyon istatistikleri Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) kapsamında, Ulusal Sera Gazı Emisyon Envanteri hesaplanmasına esas yöntem ve parametrelerdeki değişikliklere bağlı olarak sözleşme baz yılından itibaren seri olarak revize edilebiliyor. TÜİK tarafından bu doğrultuda 2018 yılında revize edilen yeni veri setine göre Türkiye’nin sera gazı emisyonları öncekine nazaran biraz daha düşük (Şekil 20). Eski veri seti ve yenisi kıyaslandığında özellikle tarım sektörü ve endüstriyel işlemler & ürün kullanımı sektör emisyonlarının aşağı yönlü revize edildiğini; enerji sektörü emisyonlarının ise 1990-2001 aralığında aşağı yönlü revize edildiğini görebiliyoruz (Şekil 21).


Şekil 20. Türkiye Sera Gazı Emisyon İstatistikleri 1990-2016 Eski Veri Seti ve Revize Veri Kıyaslaması (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)


Şekil 21. Türkiye Sera Gazı Emisyon İstatistikleri 1990-2016 Sektörlere Göre Eski Veri Seti ve Revize Veri Kıyaslaması, milyon ton (Veri: TÜİK, Grafik: Arif Cem Gündoğan)

Bu kadar verinin, grafiğin ve cümlenin özeti ise şu: Türkiye’de sera gazı emisyonlarına büyük oranda çevrim ve enerji sektörü, ulaştırma sektörü ve imalat sanayi & inşaat sektörü sebep oluyor. Ufukta mutlak azaltım şimdilik gözükmüyor. Düşük karbon ekonomisine geçiş için Türkiye’de emisyon yoğun alanlara odaklanmak ve azaltım bağlamında önceliklendirmek elzem.

NOTLAR:

Sera gazı emisyon envanteri TÜİK açıklamalarına ve IPCC rehberleri doğrultusunda enerji, endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı, tarımsal faaliyetler ve atıktan kaynaklanan, doğrudan seragazları olan karbondioksit (CO2), metan (CH4), diazotmonoksit (N2O) ve F-gazları ile dolaylı sera gazları azotoksitler (NOx), metan dışı uçucu organik bileşikler (NMVOC), karbonmonoksit (CO) ve kükürtdioksit (SO2) emisyonlarını kapsamakta**. Envanter bilgileri her yıl Nisan ayının 15’ine kadar UNFCCC’ye gönderilecek şekilde hesaplamalar tamamlanmakta.

* Karbondioksit Eşdeğeri kavramı ise sera gazlarının küresel ısınma potansiyelinin karbondioksit gazı cinsinden ifade edilmesi olarak tanımlanıyor.

** TÜİK verisine kaydedilmeyen faaliyetler arasında arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılıktan kaynaklanan emisyonlar ve yutaklar yer alıyor.

Arif Cem Gündoğan

İklim Haber'e Kıdemli Analist olarak katkı sunan Arif Cem Gündoğan iklim değişikliği, iklim finansmanı ve düşük karbon ekonomisi üzerine özel sektörde danışmanlık yapmaktadır (yazıları/analizleri kişisel görüşleridir, çalıştığı kurumları bağlamamaktadır). Yaklaşık 10 yıl profesyonel çalışma tecrübesi bulunan Arif Cem, Çevre ve Kalkınma yüksek lisansını Jean Monnet bursiyeri olarak King’s College London’da tamamlamıştır ve ODTÜ Yer Sistem Bilimleri doktora programına devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

Yorum yazmak için tıklayınız.